Saatin icadı ve en eski saat türleri
->
İnsanoğlu başlangıçtan bu yana zaman denilen anlaşılması zor kavramla uğraşmış, yıldızlara ve güneşe bakarak zamanı anlamaya ve hesaplamaya çalışmıştır. İlk başta insanlar için sadece yağmurun, karın, soğuğun, sıcağın zamanını bilmek yetiyor, mevsimler insanların hayatlarını yönetip, hasat zamanını, göç zamanını, barınma zamanını söylüyorlardı. Gittikçe daha küçük zaman birimlerine ihtiyaç duyan insan, yılı aylara ve haftalara bölmeye başlamışlardır. Zamanın geçişinin en belirgin göstergesi olan gün, güneş doğunca başlıyor ve çalışma süresi aydınlık zamanı kaplıyordu. İnsanların geceyi gündüze benzer kılma çabaları, günü daha küçük zaman birimlerine ayırmayı gerektiriyordu. Dakika ve saniyeler daha çağdaş dönemlerin ürünü olmakla birlikte, insanlar günü birkaç bölüme ayırmaya çalışmışlar ve gittikçe daha küçük zaman dilimlerine ihtiyaç duymuşlardır. Daha küçük zaman birimlerinin tarihi takvimle paralellik gösterir. Yılı ilk olarak birimlere bölen Sümerler, günü de ilk bölenler olmuşlar ve zamanı ölçmeye başlamışlardır. Mısırlılarla devam eden bu çabalar Yunanlılar ve Romalılarla iyice gelişmiştir.
Güneş Saatleri
Zamanı ölçmek için ilk çabalar güneş saatiyle başlamıştır. Bu ilk saatler, yüzyıllar boyunca zamanın ölçülmesi için kullanılan en yaygın araç olmuşlardır. Güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir milin gölgesinin, Güneş’in görünen hareketine uygun olarak yine özel olarak hazırlanmış mermer, taş veya madeni bir zemin (kadran) üzerindeki hareketine göre zamanın ölçülmesine yarayan araçlardır. Saat, güneşin oluşturduğu gölgeyi ölçer. Bu yüzden güneş saatleri ancak bol güneşli ülkelerde ve gündüzleri kullanılabiliyordu.
Saat sisteminin gelişmesi tamamıyla dinî sebepler yüzündendi. Mısır dilinde saat anlamına gelen “wnwt” aynı zamanda rahiplerin yaptığı dini görev anlamına da geliyordu. Gündüz saatleri, Güneş Tanrısı Ra’nın ilerleyişine göre ölçülüyordu ve rahipler güneşin yolunu izlemek için değişik şekillerde yapılmış güneş saatleri kullanıyorlardı.
M.Ö. 3500′lerde yapılmaya başlayan ve ilk zaman ölçme aracı sayılabilecek obeliskler, aynı zamanda tarla parselasyonunda da kullanılıyorlardı. Uzun, yukarı doğru incelen dörtgen yapının üst sivrisi kare biçimindeki düzlemin ortasında değil kenara kaymış olarak yapılıyordu. Hareket eden gölge, günü ikiye bölerek zamanı gösteriyordu. Yılın değişik zamanlarında gölge uzunlukları işaretlenip en uzun ve en kısa olanı bulunuyor ve böylece yılın en kısa ve en uzun günü de belirlenebiliyordu.
Güneş saatlerinin bir başka çeşidi de T şeklindeki saatlerdir. T biçiminde birbirine bağlanmış iki çubuktan oluşan bu saatlerde kısa çubuğun gölgesi uzun sapın üzerindeki numaralara düşüyordu. Sabahları doğuya doğru, öğleden sonraları ise batıya doğru tutulan saatte, 1′den 10′a kadar sayılar kullanılıyordu. Taşınabilen ilk zaman aracı olan bu saat, M.Ö. 1500′lerde kullanılmaya başlanmıştır. Bu alet, günü 10 parçaya ve sabah ile akşam olmak üzere iki ‘alacakaranlık saatler’ine bölüyordu. T biçimindeki güneş saatlerinde, günün ilk ve son saatlerinde gölgenin sonsuza kadar uzaması ve kadran üzerinde izlenememesi sorun yaratıyordu.
Güneş saati tasarımındaki en büyük gelişme, gündüz saatlerini eşit dilimlere ayırabilmeyi sağlayan yarım küre biçimidir. M.Ö. 300 yıllarında Keldani astronom Berossus’un bulduğu bu tip saatlerde yarımküre içbükey olarak yerleştiriliyordu. Herhangi bir günde gölgenin yarımküre üzerinde izlediği yol, Güneş’in gökyüzünde izlediği yörüngenin kopyası oluyordu. 12 eşit bölüme ayrılmış yarımküre üzerinde yörüngeler çizilip, her mevsimle ilişkili saat başları birer eğri ile birleştiriliyordu.
M.Ö. 8. yüzyıldan önce yapılmış taşınabilir bir güneş saati. Saat, kısa parçanın gölgesinin sap üzerindeki sıkalaya düşmesi içingüneşe doğru tutuluyor.
Sümerlerle başlayıp Mısırlılar ve Babillilerle devam eden güneş saatleri Yunanlılarla daha da geliştirilmiştir. Romalılar ilk güneş saatlerini M.Ö. 1. yüzyılda yapmışlardır. Mimar Vitruvius’un belirttiğine göre, Roma’da çok yaygın olarak kullanılan saatlerin 13 değişik türü bulunuyordu.
O dönemin usta matematikçileri olan Araplar daha yaratıcıydılar. Saatçiliğe çok önem veren Araplar güneş saatlerinin birçok ilkesini geliştirmişlerdir. Arapların ünlü düşünürlerinden Abu’l Hasan, eşit saatlerle hesaplama sistemini bularak, 13. yüzyılın başlarında horoloji tarihinin en önemli adımlarından birini atmıştır.
İlk çağlarda çabuk gelişme gösteren güneş saatleri ortaçağ boyunca 5-16. yüzyıllar arasında pek ilerlememişlerdir. Ancak, 1500-1800 yılları arasında astronomiye paralel olarak hem çeşit hem de kullanışlılık açısından gelişmişlerdir.
En ayrıntılı ve hassas güneş saatleri İslâm güneş saatleridir. İslâmiyet’te namaz vakitlerini bilme isteği güneş saatlerini buna göre ayarlama zorunluluğu getirmiştir. Öğle namazı bir cismin gölgesinin en kısa olmasıyla başlar, gölge o cismin iki misli olduğunda, ikindi namazı başlamış olur. Bu iş için caminin avlusuna bir sopa dikilir. Cismin gölgesinin mevsimlere göre tespit edilmesi ve namaz vakitlerinin buna göre işaretlenmesiyle gelişmiş bir yatay güneş saati elde edilir. Bilinen en eski İslâm güneş saati 868-901 yılları arasında Mısır’da hüküm süren Tolunoğlu Ahmed’in Fustat’ta yaptırdığı camide bulunmaktadır.
Güneş saatlerinde zamanın uzunluğu bir mevsimden ötekine değişiyordu. Mısırlılar günü 24 parçaya bölmüş olsalar da bu şimdikinden farklıydı. Güneşin doğumundan batımına kadar geçen zamanı ona bölüyorlardı, ancak bu birimler yazları daha uzun oluyordu. Geçen yıllarla ve her mevsim kayan gün doğumlarıyla gündüz ve gece saatleri tamamen değişiyordu. Daha sonraları gündüz ve gece süreleri 12 saat uzunlukta hesaplanmış olsa da, bu yine mevsimden mevsime değişmekteydi. Güneş saati karmaşık bir sistemdi ve çok esnekti. Daha basit sistemlere ve akşam saatlerini izlemeye duyulan ihtiyaç, değişik arayışlar getirdi ve insanlar zamanı ölçebilmek için gökyüzüyle ilişkisi olmayan başka araçlara yöneldiler.
Su Saatleri
Güneş saatleri kadar eskiye dayanan ancak, tam zamanı bilinmese de ilk tipleri Mısır’da bulunan su saatleri, dibinde delik olan bir kovanın boşalması ve dolmasıyla zamanı gösterir. Bu saatler, zamana yeni bir bakış şeklini olanaklı kılmıştır. Güneş saatleri belirli bir zamanı gösterirken, su saatleri ne kadar zaman geçtiğini de gösteriyordu. Bu yüzden su saatinin icadı zaman ölçümünün gerçek başlangıcı sayılabilir.
Su saatlerine su hırsızı anlamına gelen “klepsydra” deniyordu. Bu saatleri, ilk olarak Mısırlılar icat etmiş olsalar da, Yunanlılar geliştirmişlerdir. Su saatleri yüzyıllar boyunca mekanik saatlerin bulunmasına kadar kullanılmıştır. Tek çanaktan oluşan su saatlerinde, içi su dolu ve altında bir delik olan çanağın içinden dışarı su boşaldıkça içindeki işaretler zamanın geçişini gösterir. Bu tip saatler daha çok duruşmalarda avukatların konuşma sürelerini belirlemede kullanılmıştır. Birkaç çanaktan oluşan türlerde ise, su bir çanaktan diğerine doluyordu.
Fransa�da bilim ve endüstri şehri La Villete�de bir müzede bulunan bu su saati 6.44�ü gösteriyor.
Su saatlerinin başka bir çeşidi de dibinde delik olan metal bir kaptan oluşuyor. İçi su dolu böyle bir kap daha geniş bir kabın içine konduğunda yavaş yavaş doluyor ve dibe batıyor. Mısır’dan başka, İngiltere ve Seylan’da da bulunmuş olan bu tip su saatleri, günümüzde hâlâ Kuzey Afrika’da bazı yörelerde kullanılmaktadır. Su saatleri popülerleştikçe daha çok özenilerek yapılmaya başlanmış ve karmaşık mekanizmalar üretilmiştir.
M.Ö. 250′de Arşimet, yaptığı su saatine dişliler ekleyerek gezegenleri ve ayın yörüngesini de göstermiştir. Daha gelişmiş su saatleri M.Ö. 100 ve M.S. 500 yılları arasında Yunan ve Romalı horolog ve astronomlar tarafından yapılmıştır. Bu saatlerde damlama deliğinin aşınmasını ya da tıkanmasını önlemek için delik değerli taşlardan yapılabiliyordu. Su basıncı düzenlenerek akış sabit kılınıyordu. Bazı su saatleri zil çalan, çakıl taşı fırlatan mekanizmalarla donatılmıştı. Hatta bazılarında kapılar açılıp insan figürleri çıkıyor ve bunlar saati haber vermek üzere zil çalıyorlardı.
M.S. 200 ve 1300 arasında Uzak Doğu’da mekanik göksel su saati yapımı gelişmişti. 3. yüzyıl Çin klepsydraları astronomiyle ilgili konuları gösteren değişik mekanizmaları içeriyordu. En karmaşık saat kulelerinden birisi Çin’de Su Sung’un M.S. 1088′de yaptırdığı dev saat kulesidir. Yedi-sekiz metrelik kulede gündüz ve gece her saat başında iki parlak bronz top yine bronzdan yapılmış iki şahinin ağzından bir bronz kabın içine düşüyordu. Kabın dibindeki delik, bronz topun yeniden yerine dönmesini sağlıyordu. Şahinlerin üstünde de günün her saati için bir dizi kapı ve daha yukarıda da yanmamış durumda birer lamba duruyordu. Her saat başında bronz toplar düştükçe bir çan çalıyor ve biten saatin kapısı kapanıyordu. Toplar gece saatlerini belirtmek üzere düştüğünde ise o saatin lambası yanıyordu.
Yunanlı astronom Andronikos’un M.S. 1.yy’da yaptığı Rüzgâr Kulesi, klasik antik çağdan sağlam kalan ender binalardandır. Sekizgen biçimindeki yapıda, mekanik klepsydranın yanında güneş saati, yel değirmeni ve bazı bilimsel araştırmaların yapılmasına yarayacak düzenlemeler ve bir su tankı bulunuyordu.
Su saatleri de sadeliklerine rağmen sorunluydular. Soğuk bölgelerde suyun akışkanlığının azalması, deliğin tıkanması, suyun sabit akmaması gibi sorunlar vardı. Bütün bunlara rağmen su saatleri yüzyıllarca kullanılmıştır.
Kum Saatleri
Kum saatleri zamanın geleneksel sembolüdür. Saatin ilk tasarımı olan yumurta biçiminde cam kaptan akan kum yüzyıllar boyunca sabit kalmıştır. Saatlerde kumun yanında, zaman zaman pudra haline getirilmiş yumurta kabuğu, civa ya da ince toz siyah mermer de kullanılmıştır. Kum saati, Avrupa’da ilk kez 8. yüzyılda bir papazın buluşuyla kullanılmaya başlamıştır. Camcılık becerisi geliştikçe, kumun doldurulduğu ağız da eritilerek kapatılmış ve nemlenerek akışın zorlaşmasının önüne geçilmiştir.
16. yüzyıldan günümüze bu saatler sürekli zamanı ölçmek için değil, belirli bir sürenin başlangıcını ve bitişini göstermek için kullanılmıştır; kiliselerde dua süresi, gemilerde tayfaların nöbet süresi ya da gemilerin hızlarının belirlenmesi.
Belirli sayıda kulaç aralıklarıyla düğüm atılmış ve ucuna bir kütük bağlanmış bir ip denize atılıyor ve bir gemici kum saatiyle belirli zaman dilimleri içinde kaç düğümün suya girdiğini sayıyordu. Eğer belirlenen sürede beş düğüm inmişse, geminin hızı beş deniz mili oluyordu. 19. yüzyıl sonuna kadar yelkenli gemilerde hız belirlemek için bu yöntem kullanılmıştır. Soğuk iklimlerde su saatine göre daha yaygın kullanımı olduğu halde, kum saati gün boyunca zaman ölçümü için çok uygun bir gereç değildi. Bunun için, ya çok büyük yapılması, ya da başında her an birinin beklemesi gerekiyordu. Bazı kum saatlerinde bulunan kadrandaki gösterge, saatin her başaşağı edilişinde bir saat ileri alınıyordu. Yine de, kum saati uzun bir dönem boyunca küçük zaman aralıklarının ölçülmesinde başarıyla kullanılmıştır.
Bugün hâlâ ahçılar yumurta kaynatırken kum saati kullanıyorlar.
Ateş Saati
Zamanın ölçülmesi için değişik yöntem arayışlarıyla yapılan birçok deneme arasında ateş saati de bulunuyor. Petrol lambasının alevi ile çalışan saat mekanizmasında, tüketilen yağın bölmeli bir saydam kapta izlenmesi ya da kısalan mumun gölgesinin, arkadaki bir cetvel üzerindeki boyuna göre saatler belirleniyordu.
Şimdiye kadar yapılmış saatlerin belki de en basiti olan, Kral Alfred tarafından tasarlanmış bir ateş saati.
Çin, Japonya, ve Kore’de zaman ölçülmesi için ateş kullanımı değişik bir nitelik kazanmıştır. Bu ülkelerde özellikle tapınaklarda ödağacı ve benzeri kokulu nesneler dövülerek toz haline getiriliyor ve sonra da sıkıştırılarak saydam bir tüp içine yerleştiriliyordu. Zaman ölçümü tüp içinde ateşin ulaştığı yere göre yapılıyordu.
Değişik türleri olan ateş saatleri alarm saati olarak bile kullanılıyordu. İstenen saat yerine iple bağlanan iki küçük ağırlık, alev ipi koparınca bakır bir yüzeye düşüp ses çıkarıyordu.
Kral Alfred’in buluşu olan mum saati belki de bütün zaman ölçme araçlarının en basit olanıdır. Bu saat eşit aralıklara bölünmüş bir mumdan oluşuyor. Mum yandıkça zamanın geçişi ölçülebiliyor.
Ateş saatlerinin de doğruluğu her zaman şüpheliydi. Yine de, bütün zaman ölçme araçları gibi kendi sınırları içinde bir amaca hizmet etmişlerdir.
Mekanik Saatler
Zamanın mekanik olarak ölçülmesi yönündeki ilk adımlar din adamlarından gelmiştir. Keşişler dua etmek için kesin saati bilmek zorundaydılar. İlk mekanik saatler, saati göstermek değil duyurmak üzere yapılmışlardı. Bu saatler birer ağırlığa bağlı olarak çalışıyorlardı ve belirli zaman aralıkları ile gonga vuran tokmaklarla donatılmışlardı. Daha önceki yüzyıllarda, eski saat sistemlerinin sesli birer uyarı vermesini sağlama çabaları olumlu sonuçlanmamıştı. Geçen süreyi ufak taş parçacıkları atarak ya da düdük öttürerek belirten karmaşık mekanizmalar üretilmişti.
Güneş saati, su saati ve kum saati, değişik şekillerde süreyi göstermek amacına yönelikti. Mekanik saat ise manastır hayatında belli bir mekanik işlevi yerine getirmek, bir çekiç aracılığıyla ses üretmek ve böylece belirli zaman aralıklarını belirtmek amacını gütmekteydi. O dönemlerde saatlerin çan çalması gerektiğine inanılıyordu. İngilizcede saat anlamına gelen “clock” kelimesi Latince “clocca”dan gelmektedir ve çan anlamındadır. Ancak, daha sonra bu kelime bütün saatleri tanımlamaya başlamıştır.
Ağırlıkla çalışan ilk mekanik saatlerden. Kısa kısa aralıklarla dönen ve inen ağırlık, saat mekanizmasını günün uzunluğuna ya da kısalığına bağlı olmaktan kurtarıyor.
Mekanik saatler için bulunan mekanizma, ağırlığın asılı olduğu ipi ya da zinciri kısa aralıklarla tutan ve bırakan bir vargel düzenidir ve tüm modern saatlerin de ortak özelliğidir. Böylece, kısa aralıklarla duran ve inen bir ağırlık, saat mekanizmasını günün uzunluğuna ya da kısalığına bağlı olmaktan kurtarıyordu.
Bu mekanizmanın en eski türü “kamalı” olarak biliniyor. Ucuna ağırlık bağlı iki yanından atlamalı olarak tırnaklarla donatılmış bir metal çubuk ve yatay olarak gidip gelen bir milden oluşan mekanizmada, her gidişte bir tırnak salıveren bir düzen oluşturulmuş ve milin ivmesi de dış ucuna takılmış bir ağırlıkla kontrol edilmiş. Ağırlık uzağa çekilince salınım hızlanıyor, yaklaştırılınca da yavaşlıyor. Böylece, başlangıçta dakikaların ve daha sonra da saniyelerin belirlenmesi mümkün olmuştur. Mekanik saatlerin içinde en ünlülerinden olan Giovanni di Dondi’nin tasarımı, ağırlıkla işleyen mekanizmaya bağlı sarkaç ve sekteli rakkas dişlisinden oluşuyordu ve saatte kadran bulunmuyordu.
Gündüz saatlerinin gece saatlerine uymayan saat sistemi, 14. yüzyılda mekanik saatlerin yapılmasına kadar devam etmiştir. Günü eşit saatler halinde bölen ilk saat, Milan’daki Saint Gottard kilisesi saatidir. Yüzyılın ortasına doğru büyük Avrupa şehirlerinin kulelerinde mekanik saatler görülmeye başlanmış ve gittikçe yayılmıştır. Vargel düzeniyle çalışan bu saatler 300 yıl boyunca devam etmiştir.
1500′lerde Nürnberg’de Peter Heinlein’ın zembereği bulmasıyla, büyük ağırlıklar kalkarak taşınabilir küçük saatler olanaklı kılınmıştır. İlk saatlerde kadran, akrep ve yelkovan bulunmuyordu. Okuma yazma oranının düşük olması, saatlere insanların bakıp anlayacağı yazılar koymak yerine çan sesleri konmasını gerektiriyordu. Süreyi görsel olarak göstermek için saatlere kadranı ilk olarak kullanan ve 1344′te 24 dilimlik saati yapan Dondi’dir.
M.S. 1088�de Çin�de Su Sung�un yaptırdığı mekanik dev saat kulesi.
Saat gelişiminde atılan başka bir büyük adım da sarkacın bulunmasıdır. Kilisede papazı dinlerken kürsünün üzerinde sallanan lambanın salınım zamanının sabit olduğunu farkeden Galileo, sarkacın salınım periyodunun, ağırlığına ya da genişliğine değil, uzunluğuna bağlı olduğunu bulmuştur. Galileo, ölümüne yakın, sarkaçla çalışan bir saat tasarlasa da bunu gerçekleştirememiştir. İlk çalışan sarkaçlı saati 1656′da, Galileo’nun ölümünden 14 yıl sonra, Alman astronom Christian Huygens yapmıştır. Huygens’in saati önceleri günde bir dakikadan az hata veriyordu. İlk olarak sağlanan bu hassaslığı, Huygens çalışmalarıyla hatayı günde 10 saniyeye düşürerek, artırmıştır.
Sarkacın bulunmasıyla ilk defa olarak saatlere dakika ve saniye kolları eklenmiştir.1670′lerin ortalarında Huygens’in balans yayını geliştirmesi taşınabilir saatlerin gerçek bir cep saati haline getirilebilmesini sağlamıştır. Yay mekanizmasının bulunması, zamanın hem karada hem de denizde aynı doğrulukta ölçülebilmesini sağlamıştır. Balans yayının geliştirilmesi ile gittikçe küçülen saatler cepte ya da kolda taşınabilmeye başlamış, ilk ucuz cep saatleri ABD’de üretilmiş, kol saatleri ise 1890′larda ortaya çıkmıştır. Başlangıçta sadece kadınların kullandığı kol saatleri I. Dünya Savaşı sırasında erkekler arasında da yaygınlaşmıştır.
Zamanı karada ve denizde aynı olarak ölçebilen bu yeni saatlerle zaman birimlerinin hassaslığı sorgulanmaya başlanmıştır. Bir saniyenin uzunluğu neydi? Basit bir hesapla saniye dakikanın 1/60′ı, dakika saatin 1/60′ı ve saat te günün 24′te biri olduğu için bir saniye ortalama güneş gününün 86 400′de biri olarak ortaya çıkar. 1820′de zaman aralıkları bu hesaba göre standardize edilmiştir.
Kuvars Saatler
1920′lerde kuvars kristalli saatin bulunması, zaman ölçümünde yeni bir çığır başlatmıştır. Enerjisini bir yıl ya da daha uzun ömürlü pilden sağlayan bu saatlerin kurulmasına gerek yoktur. Kuvars saatler, kuvars kristallerinin piezoelektrik özelliğine dayalıdır. Eğer, yapısal simetri merkezi bulunmayan bir kristale elektrik uygularsanız biçimini değiştirir; ve eğer onu sıkıştırır ya da bükerseniz elektrik üretir. Uygun bir elektronik devreye bağlandığında kristal titreşir ve sabit bir frekansta elektronik saati çalıştırabilecek elektrik sinyali üretir.
Kuvars kristalinin titreşimleriyle 24 saatlik bir gün milyonda bir saniyelik aksamayla belirlenebiliyordu. Ancak, kuvars kristali elektrik akımının etkisiyle bir süre sonra mekanik özelliklerini değiştirdiği için başlangıçta çok hassas olan saatler birkaç ay sonra geri kalmaya başlarlar. Kuvars saatler hassasiyetleri ve fiyatları ile piyasaya hakim olsalar da, daha hassas ve bu hassaslığı uzun süre koruyabilecek saatlere duyulan ihtiyaç arayışları devam ettirmiştir.
Atom Saatleri
Bilim adamları, atomların çok uzun zaman durağan kalabilen rezonanslara sahip olduklarını anladıklarında, hidrojen veya sezyum atomunun daha hassas saatler için potansiyel birer sarkaç olabileceğini buldular. 1930 ve 40′larda radar ve yüksek frekanslı radyo iletişimleri, atomlarla etkileşime girecek elektromanyetik mikrodalgaların üretilebilmesini olanaklı kılmıştır. 1949′da ABD’de NIST laboratuvarlarında amonyağa dayanan ilk atom saati yapılmıştır. 1957′de ise yine NIST, ilk sezyum atom saatini gerçekleştirmiş ve 1967′de atomun doğal frekansı, yeni uluslaraarası zaman birimi olarak tanınmıştır. Buna göre, 1965 yılına kadar bir yılın 31 556 925.974 7′de biri olarak kabul edilen saniye sezyum atomunun rezonans frekansının 9 192 631 770 salınımına eşittir. Bu, sezyum atomunun ileri geri titreşim yapması için geçen süreye karşılık gelir.
Şu anda 1/10 trilyonluk hatayla zamanı ölçebilen atom saatleri de geliştiriliyor. NIST labaratuvarlarında yapılmakta olan yeni sezyum atom saati 300 milyon yıl 14. ondalık haneye, ABD’de Ulusal Standartlar Enstitüsü’nde üzerinde çalışılan cıva iyonu saati ise 30 milyar yıl boyunca 16. ondalık haneye kadar şaşmadan çalışabilecek.
Atom saatinin keşfiyle sağlanan uzun süreli hassaslığın yanında çeşitli olaylar ve süreçler birbiriyle mükemmel bir şekilde senkronize edilebiliyor ve yer tayinleri kesin bir doğrulukla hesaplanabiliyor.
Kesin zamana bağlı modern hayatta her geçen gün daha hassas saatlere ihtiyaç duyuluyor ancak bu hassaslığın sonu nereye varacak, bu bilinmiyor.
Powered by MightyAdsense
Şubat 16th, 2008 at 19:19
ban 17 ginden beri bun ları arı yorum
Şubat 16th, 2008 at 19:46
ben bu bilgiyi 17gün den beri arıyorum
Şubat 17th, 2008 at 14:41
saka saka bana çokyardım ettin tesekkürler !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Şubat 21st, 2008 at 21:23
bu site gerçekten çoook güzel olmuş.artık ödevimi bu siteden araştıracam.ohh bee
Şubat 29th, 2008 at 21:33
___ güzel olmuş süper tebrikler___!!?
Mart 3rd, 2008 at 20:10
thank you brother
Mart 3rd, 2008 at 20:11
gonuşma lan sağol hava yapma taam mı!!!!!!!!!!!
Mart 3rd, 2008 at 22:08
benCe
değil
ok güzelllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Mart 3rd, 2008 at 22:09
şaka şaka çok güzel ahpap
Mart 10th, 2008 at 21:27
ben bu siteyi çookksevdim
Mart 27th, 2008 at 18:46
çok güzel açıklamalar var
Mart 27th, 2008 at 18:47
üsteki resimler çok güzel
Mart 27th, 2008 at 19:31
çok güzelllllllll bunu kim yazdıysa tebrikler bana bilgi verdi
Nisan 7th, 2008 at 21:27
GÜELL HARİKAAAAAAAAAAAAAAAAA
Nisan 7th, 2008 at 21:27
HARİKAAAAAAAAA
Nisan 7th, 2008 at 21:27
GÜZELLL Mİ
Nisan 12th, 2008 at 18:13
çok güzel birsite olmuş bilmediklerimizde vardı
Mayıs 13th, 2008 at 09:49
ben 3. sınıfa gidiyorum böyle bir proje ödevi aldım 18 gündür zor buldum üstelik ödevin süresi çok az kaldı
Mayıs 20th, 2008 at 10:13
bu bilgiler için çok teşekkür ederem bana çoooooooooook yardımcı oldunuz….:):):):):):):):):):):):D:D:D:D:D
Mayıs 20th, 2008 at 14:23
ooooooooooooooooooooo kızlar yani yaqmayın yaa
Mayıs 21st, 2008 at 18:22
ben saatleri seviyorum ve biliyorum. ve araştırıyorum
Mayıs 22nd, 2008 at 19:45
çok güzel bir site ödevime çok yaradı her yazıyı yazarım çok bilgili yazılar var
Mayıs 25th, 2008 at 16:03
bu siteyi çok zor buldum meğer gözümün önündeymiş çok bilgiden parladığı için görememişim
Kasım 4th, 2008 at 08:36
çok güzel
Kasım 4th, 2008 at 08:37
tşk ederim
afsfdsbgvcbcbcfbc
Şubat 6th, 2009 at 13:26
ya çok güzel hazırlamışsınız da ben saati dakika türleri gibi değil,eski zamalarda kullanılan SAAT TÜRLERİni istemiştim. Neyse,yine de çok güzel olmuş. Ellerinize sağlık…..
:):):):):):):):):):)
Şubat 9th, 2009 at 22:11
ödevime yardım ettiğin için thank youu!!!!!!
(-: (=:
Şubat 9th, 2009 at 22:12
çokkkkkk sağollllll!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!tahnk youuuuuuu!!!!!!!
(ama çok ayrıntılı)(=:
Şubat 9th, 2009 at 22:15
ellerinize sağlık çok merak ediyorum bu kadar yazıyı kim yazdı?(=: (=: (:
Şubat 17th, 2009 at 17:20
site dedigin böyle olur arkadaşşşşşşşşş!!!!!!!!!!!!
Şubat 17th, 2009 at 17:22
site dedigin böyle olur arkadaş!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Şubat 17th, 2009 at 21:58
odevime yardımcı oldunuz saollun ayrca cok züper bi sıte bende cok zor buldum:):):)):):):(::((:
yakında evlencem
Şubat 18th, 2009 at 16:58
çok güzel bir site ödevimi buradan araştırdım ve buldum
Şubat 22nd, 2009 at 10:44
mükkebel.
Şubat 22nd, 2009 at 10:45
çooooooooooooooooooookkkkk güzellll
Şubat 23rd, 2009 at 22:14
cok zorlandım lan
Şubat 23rd, 2009 at 23:45
gercekten işime yaradı tesekrler bu siteye ,ödevimi tamamlamış oldummm.ii geceler…
Şubat 24th, 2009 at 20:12
çok güzel olmuş site bye
Şubat 25th, 2009 at 00:04
saolun saolun saolun!!!yaşasın!ödevimi buldum!!!!!
Şubat 25th, 2009 at 21:43
tam istediğim gibi valla ama yetersizzzzzzzzzzzzzz:d
Şubat 25th, 2009 at 23:50
ödevimi buldum yaşasın
Şubat 25th, 2009 at 23:51
allahım senden ve şu yazanlardan allah razı olsun
Şubat 25th, 2009 at 23:52
her keze iygeceler arkadaşlar yazanlarada iy gecelerrrrrrr
Şubat 26th, 2009 at 20:10
çok güzel derslerime çok yardım etti
Mart 1st, 2009 at 13:23
ateş saati ile atom saati çokkk saçma geldi ama neyse yazdım
Mart 3rd, 2009 at 11:10
bu site çok güzzel! bu site sayesinde çok çalışkan oldum
Mart 3rd, 2009 at 11:11
çok iyibi site bu site sayesinde çok çalışkan oldum
Mart 3rd, 2009 at 11:14
bu site ödev harikası ödevimi hep yapıp birinci oluyorum
Mart 4th, 2009 at 19:06
çok süperrrrrrrrrrrrrrrrrrrr
Mart 4th, 2009 at 21:58
4. sınıftayım sosyal dersime yardımcı oldu çok güzel ama yavaş açıldı.önemli olan dersimi yapmam değilmi?
Mart 4th, 2009 at 21:58
süper bir site dersimi yaptım
Mart 4th, 2009 at 22:00
eeeeeeeeee çok kişi birikmiş bol birikmeler!!!!!!!!
Mart 5th, 2009 at 19:47
yasasın cok mutluyumkırlarda dolasmakk ıstıyıorum havayaucmak ıstıyorummmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
Mart 5th, 2009 at 19:49
thanks
Mart 6th, 2009 at 19:45
thanks abi ne müthiş site
:D:D:D.d.ddD:D:D:D:DDDD::D:D:D:DDD:DDDDDD:D:D:D:D:D
Mart 8th, 2009 at 12:53
güzwlllllllllll
Mart 9th, 2009 at 17:53
çooooooooooooookkkkkkkkkkkkkkkkkkk güzel biiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii sssssssssssiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiittttttttttttttttttteeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
Mart 9th, 2009 at 19:22
Sizin yorumunuzu beğendim ama bu yorumları başka sitedede görmüştüm. Bence burda başka sitelerin bilgisini değilde kendi bilginizi kullansanız çok daha iyi olur.
Mart 10th, 2009 at 20:34
aradığım her şey vaaaaaaaaaaar
Mart 14th, 2009 at 01:06
çok güzel hazırlanmış 10 puan veriyorum gerçekten çok güzeldi
Mart 14th, 2009 at 01:17
biraz daha iyi olabilirdi
Mart 16th, 2009 at 11:12
ccccccccccccok güzeldi ödevimi burdan yapacam
Mart 18th, 2009 at 10:55
çok güzel
eklemesi gereken şeyler var….en azından dersten düşük almadım..
Mart 21st, 2009 at 18:14
aLLah razi olsinn
Mart 23rd, 2009 at 18:47
sayede dersimi yaptım
Mart 23rd, 2009 at 20:46
bu yazıyı başka sitede buldum fakat kopyalanmıyor ve çıkarılmıyordu.bunun için çok ama çok teşekkürler…
bu arda bu site süper!..
Mart 23rd, 2009 at 20:48
gerçekten de çok işime yaradı harika bir site artık bazı ödevlerimi buradan yapıcam:)
Mart 24th, 2009 at 21:17
çok güzel bura olmasa ödevimi yazamazdım
Mart 24th, 2009 at 21:23
bu yazıyı başka sitede buldum fakat kopyalanmıyor ve çıkarılmıyordu.bunun için çok ama çok teşekkürler…
bu arda bu site süper!..
olsinn
Mart 25th, 2009 at 19:19
burası benim ödev dünyam burası çok iyi ve güzel biryer
Mart 30th, 2009 at 12:12
bu sitede çok bilgi var.ben bu siteyi çoooooooook beğendim
Mart 30th, 2009 at 12:13
Bu soruna şu tür çeşitli sorunlar neden olabilir:
Internet bağlantısı kaybedildi.
Web sitesi geçici olarak kullanılamıyor.
Etki Alanı Ad Sunucusu (DNS) erişilebilir değil.
Etki Alanı Ad Sunucusu (DNS), web sitesinin etki alanı için bir liste içermiyor.
Bu bir HTTPS (güvenli) adresi ise, araçları tıklatın, Internet Seçenekleri’ni, Gelişmiş’i tıklatın ve güvenlik bölümünde SSL ve TLS protokollerinin etkinleştirildiğinden emin olun.
Çevrimdışı kullanıcılar için
Yine de abone olunan özet akışlarını ve son görüntülenen bazı web sayfalarını görüntüleyebilirsiniz..
Abone olunan özet akışlarını görüntülemek için
Sık Kullanılanlar Merkezi düğmesini tıklatın, Özet Akışları’nı ve görüntülemek istediğiniz özet akışını tıklatın.
Son ziyaret edilen web sayfalarını (tüm sayfalarda çalışmayabilir) görüntülemek için
Araçlar’ı tıklatın ve ardından Çevrimdışı Çalış’ı tıklatın.
Sık Kullanılanlar Merkezi düğmesini tıklatın ve sonra Geçmiş’i ve görüntülemek istediğiniz sayfayı tıklatın.
Mart 30th, 2009 at 18:59
bence süper:)çok güzel bir site ödevime yardım ettin için seni seviyorum çok teşekkür:D
Nisan 1st, 2009 at 22:12
thank youuuuuuuuuuuuuu
Nisan 3rd, 2009 at 18:23
bu bilgiler için çok teşekkür ederim bu bilgilerin hepsi bana lazımdı sonra görüşürüz ödev yapmam gerekiyo byyyyyyyyyyyyy
Nisan 17th, 2009 at 14:36
bence çooooooooooooooooooooook güzel çünkü aptal bi oca istemiştii bu ödeviiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
Ekim 7th, 2009 at 15:41
vala iyi ama benim içinde bir basit icat hakkında yazın
ben 6. sınıftayım öğretmenim ödev verdi bende o yüzden site geziyom ama ben bu siteyi sevdim ebim için bir icat yazarsanız daha çok sevicem ve hep bu sitede ödev yapacam çünkü bu site o bürlerinden çok daha iyi ben bu siteye bayldıım.
bukadar yazıyı kim yzdı onuda çok merek ediyorum çünkü mereklı biriyim ve hep böyle şeylerle uğraşırım.
yada siz bana güzel bir icad yapıp yollayın
yeşilkent ilk öğretim okulunda okuyom
VE BU SİTE ÇOOOK İİYYİİ
Kasım 7th, 2009 at 17:15
waLLa ben bu sitei çok sewdim de bizim İngilizce hocası bunLarın İngilizcesini istio bi de ingilizcesini koysaymışsınız beni de dertten kurtarırdınız waLLa
Kasım 23rd, 2009 at 19:47
bu site cok iyi pardon
Ocak 4th, 2010 at 18:33
teşekkürler ama bu bu bilgileri aramıyodum
Ocak 4th, 2010 at 22:14
bence fazla bilgi vermemişler ben olsam daha çok bilgi saat türleri yazardım ama bana göre sizin görüşünüzde önemli
Ocak 4th, 2010 at 22:15
ay bi takvim yazdık bu site çıktı aa bence çok alakasız
Şubat 17th, 2010 at 10:17
bence çok enteresan bir saatler by.
Şubat 18th, 2010 at 16:07
bu süperr bir site ayrıca ben hiç bu kadarr güzel bir site yapmadım busiteyi yapanlar bence buraya eski aletler hakkında güzel we iyi bilgiler yazsın bu siteyi yapanların eline sağlıkk hayırlı işler ama bu siteyi daha da güzelleştirirseniz bir günde bu siteyi milyarlarca kişi ziyaret edebilir neyse bu sitenin adını da koyun adı ne acaba iyi günler teşekkkürler good evening
:’( :/
Şubat 19th, 2010 at 17:21
arkadaşlar aranızda ”geçmişte yaşayan insanlarım kullandıkları saatler ve takvimler ” ile ilgili bir araştırma ödevim var lütfen bulan göndersin
Şubat 19th, 2010 at 17:55
TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER:
1)- 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır .Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.
2)- CELALİ TAKVİM: Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından hazırlatılan bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı.
3)- HİCRİ(HİCRET) TAKVİMİ: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed’in Mekkeden Medine’ye hicret ettiği 622 yılını alır. Bugün Ramazan, mevlidler gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.
4)- RUMİ TAKVİM: Osmanlı devletinde resmi ve mali işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş Yılını esas alır.
5)- MİLADİ(MİLAT) TAKVİMİ: 1926′ dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli Mısırlılar’a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıta aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa’nın doğuşunu(sıfır) kronolojinin başlangıcı olarak kabul eder.
HİCRİ TAKVİMLE MİLADİ TAKVİM ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
1)- Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNEŞ yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
2)- Başlangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde başlangıç tarihi Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise başlangıç Hz. İsa’nın doğum tarihi 0 yılıdır.
TÜRK TAKVİMİ = ONİKİ HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ VE YILIN BAŞLANGICI
İnsanın yaşadığı ömrünü daha sıhhatli değerlendirmesi, zamandan en iyi şekilde yararlanması ve bilmesi demek olan “zaman hesabı”= takvim, öncelikle insan’ın kendisi için gereklidir. İnsan,yani beşer ise, , geçmiş bin yıllarda ortalama 60 sene ömürlü sayılıyordu. Eski Türk zaman hesaplamalarında doğrudan tabiat ve insan iki önemli unsurdur.
Türk takviminin ilk özelliği, orta kuşak coğrafyasının imkân verdiği zamanlamaya sahip olmasıdır. Bu güneşin hareketlerine bağlı olarak kolaylıkla belirlenebilir. Nasıl güneş gören evlerimizde, odalarımıza güneşin hangi aylarda girdiğini, hangi aylarda girmediğini biliyorsak, bunu aylara göre değil, ama güneşin durumuna göre hesaplamak mümkündür. Böylece tabiata bağlı olarak, kolaylıkla düzenlenebilecek güneş saatleriyle, iki zaman kesinlikle bilinebilir. Bunlar güneşin en aşağıda olduğu, günümüz takvimindeki isim ve zamanıyla 21 Aralık ve en tepede olduğu 21 Hazirandır. Bunlardan birisi, güneşin uç noktaya gelişi kolaylıkla bilinir ki aynı yere ikinci gelişine kadar geçen zamana yıl=sene denmiştir. Yıl, böylece öncelikle ikiye ayrılabilir.
Bu iki zaman, senenin ikiye ayrılabileceğini açıkça gösterir. Fakat kuzey yarımküresinin iklim şartları, meselâ Osmanlılarda senenin ikiye ayrılmasını , biraz daha gerideki zamana göre yapmıştır: 7 Kasım’da başlayan: Kasım Günleri; 6 Mayıs’ta başlayan Hızır günleri. Hemen belirtelim ki bu iki tarih de, zamanın kolaylıkla ölçülebilecek birer ayrı belirgin noktasıdır.
Senenin içinde, iki uç noktanın dışındakinde , gece ile gündüzün eşit olduğu zaman vardır. 21 Mart ve 22 Eylül. Bu iki zaman da, gece ile gündüz eşittir. Böylece, yılı dört bölüme ayırabiliriz. Nitekim Türk takviminin esası da yılın dörde bölünmesidir: Bunlar sırasıyla, Kış, Yaz, Yay ve Güz’dür. Batı Türklüğünde “yay” kaybolup, yerini yaz doldurmuş, yazın bıraktığı yere ise Farsça bahar girmiştir. Ancak öteki Türk âleminde bugün de binlerce yıllık mevsim adları yaşamaktadır.
Gökyüzündeki “ay”ın belirli zamanlarda aynı şekli almasıyla “ay” dediğimiz zaman birimi ortaya çıkmıştır. Türk insanı, her iki kavramı aynı kelime ile ifade ederek, kavramın kökenini de göstermiştir. Genellikle bir yılda ay oniki (=12) defa şekil değiştirmekte olduğundan, yıl oniki ay kabul edilmektedir.
Böylece onikili bir ayrıma da gelmiş olmaktayız.
Ancak, uzun zaman dilimleri söz konusu olduğunda, yıl içinde 12 den daha çok, ama tam olmayan bir zaman dilimi olabiliyordu. O zaman, gökyüzündeki ayın zaman hesaplamasında, insanlara hem önemli bir kolaylık sağladığı görülmekte, fakat aynı zamanda iki-üç sene içinde bunun değiştiği, kimi zaman 13’e çıktığı da dikkati çekmektedir. Kısaca aylar esas alınınca, sene kabaca hesaplansa bile, meselâ 5 veya 10 sene söz konusu olduğunda, aylar hiç de sıhhatli görünmemektedir.
O zaman Türk insanı, daha küçük zaman bölünmesinde , esas olarak dört mevsimi bileceğinden, ona dayalı bir zaman ölçümü hesaplaması daha kolay göründü. Burada da hem ikili, hem de üçlü ayırım söz konusu oldu.
a. Her mevsimi ikiye bölen bir ayırım. Burada ortalama doksan gün kabul edilen bir mevsim, 45 günlük iki birime ayrılıyordu. 21 Aralık sonrasındaki 45 gün, 5 Şubat’a geliyordu. Aynı şekilde 21 Mart sonrasindaki 6 Mayıs, 21 Haziran sonrası 6 Ağustos ve 22 Eylül sonrası da 7 Kasım idi. Buradaki zaman belirlenmesi, senenin ikiye ayrılmasında Kasım ve Hızır günler-i olarak ayırımda kullanılmıştır.
Rahmetli babam Asım Baykara bunu bana naklettiği gibi (Bkz., Yatağan, Tokyo 1984, s. 150), rahmetli Ali Rıza Yalgın, buna “Çoban takvimi” demektedir.
b. Her mevsimi üçe bölen ayırım: Buna göre aylar, mevsimlere göre adlanır: kışın ön, orta ve geriki ayı gibi. Temür’in Karsakpay kitabesi böylesine bir takvimle yazılmış idi.
Mevsimler üçe ayrılınca, ortaya çıkan ayların sayısı da 12 olmaktadır. Böylece bu türden aylar ile gökyüzü aylarının sayısı bir kabul edilmiştir.
Bu türden ay hesabı, Türk takviminin temeli olmalıdır. S. Attakurav’dan öğrendiğimize göre( Kırgcz Etnografyası, Bişkek 1997, s. 159), Kırgız halk takvimindeki aylar da genellikle her ayın 21 veya 22 sinde başlar ve şöyledir:
Günümüzde genellikle aylar, biraz kaymış ve aylar günümüzdeki gibi modern miladî takvime uymuştur. Bu sebepledir ki daha yüzyılın haşlarında, Kırgız ayları ve onların karşılıkları şöyle gösteriliyordu:
Burada Kazakistan’da kullanılan aylar ile Altaylarda yaşayan Kazaklar arasında var olan takvimdeki ay adlarının biraz kaymış olduğunu söylemekle yetineceğiz. 1ki ayı bulan bu kayma, Türk takviminin özelliklerinin yeniden ele almanın gerekli olduğunun bir kanıtıdır.
III. Türk tarihinde, ayların adlarında, hem sıralama hem de mevsimlik bölünüş kullanılmıştır. Meselâ Göktürklerde, XIX yy. sonlarında Uygur Türklerinin kullandığı, sıralama esaslı isimler kullanılmıştır. Buna karşılık dört mevsime bağlı adlandırma da etkin olmuştur. Kaşgarlı, Nevruz’dan itibaren Ayların sıralandığı belirtmekte, fakat bu tür ay adlarını vermemektedir. Bununla birlikte hem Temür, hem de Osmanlılarda bu türlü tarihlendirme vardır.
Temür, XIV yy sonlarında kazdırdığı Karsakpay yazıtında böyle bir tarihlendirme kullanmıştır.
Dr. Rıza Nur’un naklettiği (Türk Tarihi, XII, İstanbul 1926, s.426427)Anadolu sahasında yazılan XV yy sonlarıma ait bir eserde, böylesine adlandırmanın tam olarak esası bulunmaktadır. Bunda Eylül’ün Güzün ilk ayı olduğu belirtilip, sonrakiler de sırasıyla verilmektedir.
“Kim ana Süryani Eylül ad kodu
Güzün İlk ayı duyur Türk dili….”
Mevsimlere göre ayların adlanması, Türkiye sahasında, özellikle ülkenin doğu kesimlerinde (Tunceli ve Kars yöresinde) XIX. ve XX. yüzyılda da yaşamıştır.
Burada belirteceğimiz en önemli husus ünlü Osmanlı Bilim adamı ve Tarihçisi Kemal Paşa Oğlu’ndaki bir kayıt olup, burada “Orta kış ayının onuncu günü” tarihiyle , hicri tarih de vermekte ve bunlar birbirini tutmaktadır. 22 Aralıkta başlayan ilk kış ayını takiben , 21 Ocakta Orta Kış ayı başlamakta olup, bunun onuncu günü ile de 31 Ocak tarihine ulaşırız. Nitekim verilen hicrî tarihin çevrilmesi ile 2 Şubat tarihi bulunmaktadır. Hicri Tarihlerin gerçek zaman ile 1-2 günlük farkları her zaman görülebilmektedir. Bu kayıt, mevsimlere başlı takvim gerçeğinin , Osmanlı âleminde de var olduğunu gösteriyor. Böyle Türk takviminin bu gerçeğinin, Osmanlılarda da yaşayarak âdeta, doğudan batıya Türk hayatının bütününde var olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
IV Türk hayatında mevsimlere bağlı ve bilinmesi kolay hayatın içinde, yılın başlaması meselesine geliyoruz. En sade insan dahi, seneyi, İlkbahar ile başlatır. Sert ve ağır mevsim şartları içeren Kış ile ( 21 Aralık’ta) yeni bir yıl başlatılmaz. Bunun yerine, tabiatta da yeni bir hayatın başlaması, yani ilkbahar=yaz yeni bir yıl başlaması için daha uygundur.
Türk hayatında ve tarihinde, zaman belirlenmesinde yeni yıl, şu halde mevsimlerden yaz=bahar ile olmaktadır.
Türk hayatında yıllar, hayvan esaslı olduğundan, şu halde Oniki hayvanlı Türk takvimindeki yeni yıl da yaz=bahar mevsiminin girmesiyle başlar. Bu gün ise zaman içinde İran etkisiyle Nevruz diye anılabilecektir.
Burada oniki hayvanlı takvimle ilgili bazı tarihî kayıtlarda sene başının hiç de 21 Martta başlamadığını da görüyoruz. Bu kayıtlar, konunun şimdiye kadar açıkça ortaya çıkarılamamasının da sebebidir. Çünkü hem VIII.-IX., hem de XII. ve XIII. yüzyıla ait bazı kayıtlar yeni yılın Ocak sonu ile Şubat başında başladığını gösteriyordu. Asıl önemli olan da kayıtlarda kesin bir zamanın belirlenememesi idi.
Günümüzde, oniki hayvanlı takvimi hâlâ kullanan Uzakdoğu ülkelerinden Japonya’da, yeni hayvan yılı 1 Ocakta başladığı halde, Çin’de her yıl, farklı tarihlerde başlatılmaktadır. Çünkü Çin takvimi, ay yılı esaslıdır. Ancak tabiat hâdiseleriyle, bir başka deyişle güneş yılına uyarlamak açısından üç senede bir yeni düzenleme yapılmaktadır. Çinliler yeni yıla, Ocak ikinci yarısı ile Şubat ilk yarısı arasında, yeni gökyüzü ayı ile girmektedirler. 1987’de 29 Ocak, 1988’de 17 Şubat, 1989’da 6 Şubat’ta, 1990’da ve 27 Ocak’ta yeni hayvan yılı başlatılmıştır. 2001 yılan yılı ile Çin’de 24 Ocak’ta başladı. İşte , Türklerin güneyindeki bu büyük devletin zaman hesabı, bir kısım Türkleri de etkilemiş, artık belki de kocakarı usûlü dedikleri geleneksel başlatma yerine, meseâ Cami üt-Tevarih müellifleri, Çin’in başlattığı zamanı esas alan takvimi kullanmışlardır. Oysa Çin etkisinden uzak Türklerin hayvan yıllarını, yaz=bahar ile başlattıkları da apayrı bir büyük gerçektir. İşte bu durum Türk tarihindeki farklı takvim kullanılışı sebebiyle de yıl başıyla ilgili tarih karışıklığım açıklamaktadır.
Oysa Türk halkı, kayıtlara hemen hiç geçmese de yıl başı olarak şimdiki Mart ayını kutlamakta idi. XIX. yy başlarında bir İngiliz seyyahı, o zaman Türk idaresinde olan Atina’da, Türklerin Mart ayında, yeni yılın gelişini kutlamakta olduğunu yazmıştır. Bu küçük kayıtlar, Batı Türklüğünde de yeni yılın bahar=yaz ile birlikte girdiğini açıkça gösterir.
Türkler, takvimlerinde her seneye bir hayvan adı veriyorlardı. Hayvanların Türk hayatında önemli bir yeri olduğu açık ve kesindir. Nitekim Türklüğün en eski zümrelerinden olan Kırgızlarda ay isimlerinde dahi hayvan isimleri etkilidir.
Her seneye bir hayvan adı verilmesinin kökeni tartışmalıdır. Bilinen devirlerde bu tür takvim Türk hayatının içine tam olarak girmiş olmakla birlikte, Çinlilerde de erken zamanlardan beri böylesine bir takvim olduğu unutulmamalıdır. Türkler muhtemelen bağımsız olarak böylesine bir zaman hesabı yapmaya başlamış olmalıdırlar. Fakat benzer türden takvimler Asya’daki öteki milletlerde , meselâ Çinlilerde de olduğundan zaman içinde yıl isimlerinde değişmeler başlamış, ortak isimler kullanılmıştır.
Oniki Hayvanlı Türk takviminde, sıçan ile başlayan yıllar şöyledir:
l. Sıçan 2. Sığır 3. Pars 4. Tavşan 5. Ejder 6. Yılan 7. At 8. Koy(un) 9. Biçin=Maymun 10. Tavuk
11. İt(=köpek) 12. Domuz
Bu hayvanlardan bazıları Türk hayatının içinde ve etkili konumdadır. Ancak bazıları var ki, güney veya kuzey etkili olabilir: Ejder, Maymun veya Domuz gibi. Bununla birlikte mesela ejder yerine “balık” diyenler de vardır.
Bu türden, yer yıla bir hayvan adı verilen zamanlama günümüzde Doğu Asya’da kullanılmakta olup, ayrıca İçasya Türkleri arasında da canlı olarak yaşamaktadır. Afganistan’da yaşayan Türkmenler ve öteki Türk boylarında da canlı olarak yaşıyordu. Geçmiş bin yıllarda da bu tarihlendirme etkili olarak kullanılmıştır. Osmanlılar da bu takvimi, XVI.yüzyıla kadar resmen kullanmaktadırlar. Fatih S. Mehmed, Otlukbeli Zaferi Fetihnâmesinde, hicri tarih yanında bu tarihi de vermiştir. İçinde bulunduğumuz 2001 yıl Yuan ve 2002 de At yıl olacaktır.
12 Hayvan isimli yıl sonrası hesaplarda her 12 bir “müçel” itibar edilmektedir. İnsan hayatı ortalama 60 yıl, yani beş müçel oluyor ve bu oldukça önemli sayılıyordu. 60’lı devrelerin ardarda sayılmasıyla ilgili hesaplama da var olmasına rağmen, ayrıntılarına kaynaklarda tesadüf edilememektedir.
Sonuç olarak şu hususları ayrıca ve kesinlikle belirtebiliriz: Türk takvimi , Türk’ün içinde yaşadığı tabiatın içinden çıkmıştır. Türk’ün yaşadığı orta iklim kuşağı dört mevsime imkân verir. Dolayısıyla Türk takvimi, güneşe dayalı ve güneş yılı esaslıdır. Mevsimlerin belirlenmesi için büyük ve devasa yapılardan gerçekleştirilecek astronomik gözlemlere ihtiyaç da yoktur. Gerçi sonradan zenginleşen Türkler dev boyutlu rasathaneler kurarak Türk takviminin bilimsel esaslarını ortaya koymuşlardır ( Uluğ Bey gibi). Ancak hemen herkesin bildiği mevsimlik takvim, Türk hayatında etkili olmuş, binlerce yıl kullanılmıştır. Bunun yanında komşularının takvimleri de kullanılmıştır.
Türk takviminin hem sade insandaki hem de tarih içindeki görünüşü, günümüzdeki izleriyle de uygunluk gösteriyor. Bu takvim, günümüzde kendilerini farklı adlarla tanımlayan (Kazak, Özbek, Tatar, Kırgız, Türkmen, Başkurt, Altaylı vb.) insanların doğrudan bir büyük kitlenin birer parçası olduklarının en kesin kanıtlarından birisidir. Bugün bu büyük kitleye biz doğrudan Türk adını verebiliriz. Ancak bu konuda bütün bilinenlerin yeni bir bütünleştirici bakış ile ele alınmasında gereklilik vardır.
HİCRİ TAKVİM
Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri Semsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır:
Hz. Peygamber, Safer ayinin 27.günü Hz. Ebubekir ile birlikte Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası’nda kalmış. 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel / 20 Eylül 622 Pazartesi günü Küba köyü’ne gelmiş. Burada Küba Mescidi’ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine’ye doğru hareket etmişlerdir.
1- Hz. Peygamberin Küba’ya geliş günü olan 20 Eylül 622 tarihini, Hicri sene başlangıcı olarak kabul eden ve dünyanın güneş etrafındaki dolanımını esas alan Takvim sistemine Hicr-i Semsi Takvim denilmektedir.
2 -İslamiyet’ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirmiş. En son Fil Vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamada seneler, her önemli olaya göre sayılarak geldiğinden birçok karışıklıklara sebep oluyordu. Hz. Ömer zamanında Hicretin 17. yılında alınan bir kararla Hicretin olduğu sene Hicri Takvimin 1. yılı ve o yılın Muharrem ayı da Hicri Kameri takvimin yılbaşısı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Biz bunu Hicri Kameri Takvim değil Hicri Takvim olarak bilmekteyiz.
Hicri Kameri Takvimde aylar; Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyelevvel, Cemaziyelahir, Recep, Saban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce seklinde sıralanırlar.
Hicri takvimlerde, miladi takvimlerde olduğu gibi artık yıllar mevcuttur. 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme yapmaktadır. Bu gerilemeyi düzeltmek için 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.
Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir Kameri sene olur ve 354.367 gün veya 354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir. Dünya, güneş etrafında 1 defa döndüğü zaman da bir Miladi sene olur ve 365.2422 gündür.
Hicri yıl miladi yıldan ( 365.2422 – 354.367 =) 10.8752 gün daha kısa olduğundan aylar bazen 29. bazen de 30 gün çekmektedir
RÛMI TAKVIM
Osmanli Devletinde Hicri 1205 (1790) yilindan itibaren malî Isleri tanzim etmek için kullanilan takvimin adi. Osmanlilar, diger Islâm devletlerinde oldugu gibi bütün Isleri ni Hicri tarih esasi üzerinde yürütüyorlardi. Daha sonralari bir takim, malî gerekçeler sebebiyle resmî islemlerde Hicri tarihi birakarak günes esasina dayali tarihleme sIstemine geçIlmistir. Baslangiç tarihi M.S 594 tür. Mart ayi ile baslamaktadir. Hicri takvim ayin hareketlerine göre tesbit edildigi için Semsi takvime göre 1 yili, on bir gün önce tamamlar. Bu fark 33 senede Semsî takvime bir yillik bir fark yapar. Bunun için her otuz üç yilda, bir yil düsülerek Semsî sene ile mutabakat saglanmaktaydi. Düsülen bu seneye “Sivis senesi” denir. DüzeltIlmemis Julien takvimine göre ayarlanmis oldugu için Rumî Takvim ile miladi takvim arasinda 13 günlük bir fark vardir. Bu fark 1582′de Gregorien takviminde yapilan 10 günlük düzeltmenin 1900 yilinda 13 güne çikmasindan dogmaktadir. 1871 yilinda Cevdet Pasa, baskanliginda kurulan komisyon münasebetiyle kaleme aldigi “Takvimul-Edvar” adli eserde, bu takvimin, Semsî aylar esasina göre Kamerî hesapla tesbit edIlmesinin dogurdugu mahzurlari ortaya koymaktadir. Bu takvim Osmanli Devleti’nin sonuna kadar yürürlükte kalmistir.
Rumî takvim, 1871′de hicret esas alinarak yeniden sekillendirIlmistir. Baslangiç tarihi, Miladi 23 Eylül 622 olarak alinmistir. Aylar Semsî olarak hesaplandigi isin Hicrî-Kamerî tarihe göre her otuz üç yilda bir yil geri kalmaktadir.
MİLADÎ TAKVİM
Hz. İsa’nın doğumunu tarih başlangıcı ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı yıl olarak kabul eden takvim.
Dönencel yıl müddeti 365, 2425 gün üzerine kurulmuş olan bu takvimde, bir yıl uygulamada yaklaşık 365 gün 6 saat alınmak suretiyte, kalan 6 saatlik fark her dört yılda bir 24 saate çevrilerek bu bir günlük süre, normal şartlarda yirmi sekiz gün süren Şubat ayına ilâve edilmiş ve böylece her dört yılda bir Şubat ayının yirmi dokuz gün sürdüğü kabul edilmiştir. Bu tür yıllara da “fazlalık yıl” veya “artık yıl” ismi verilmiştir.
Milâdi takvimin ilk şekli olan Jülyen takvimi, M.Ö. 46 yılında Roma’nın kuruluşunun 708. yıldönümünde, İskenderiyede yaşayan astronomi bilgini Sosigenes’in tavsiyesi üzerine Roma İmparatoru Julies Cesar tarafından yapılmıştır. Julies Cesar tarafından gerçekleştirilen bu takvim reformu sırasında Roma’da günlerin sayılması konusunda düzensizlik görülmüş; buna da rahip ve papazların bazı çıkar hesapları yüzünden tarihleri istedikleri şekilde değiştirmeleri sebep olmuştur. Bu düzensizliğin giderilmesi amacıyla Julies Cesar yılbaşı gününü 1 Mart’tan 1 Ocak tarihine çevirmiş, yıl bir defaya mahsus olmak üzere 445 gün’e çıkarılarak düzensizlik ortadan kaldırılmıştır. Böylece M.Ö. 46 yılının 1 Ocağında Jülyen takvimi yürürlüğe girmiş olmasına rağmen uygulama çözüm getirmemiştir.
Dört yılda bir gün eklemekle takvim yine kesin bir şekilde düzeltilmiş olmuyor, bu hesaplamaya göre arada yine 1000 yılda 7,5 günlük bir fark kalıyordu. Bir yılda 0,007784 yıllık fark, başlangıçta önemsiz gibi görünüyorsa da zaman geçtikçe fazlalaşacağından, ban yanlışlıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirdi. Gerçekten de, bu takvimin,1500 yıl kullanıldıktan sonra, güneş yılından 10 gün geri kaldığı anlaşılmıştır. Tarih, 21 Mart olması gerekirken eldeki takvimde 11 Mart görfinmekteydi.
Papa XIII. Gregorius’un 1582 yılında Jülyen takviminde görülen düzensizliğin giderilmesi amacıyla yaptığı çalışmalar sonunda toplanan Ruhâni meclis, her dört yüz yılda üç artık yılın atılarak bu farkın giderilmesini sağladı. Buna göre dörtyüzün katları olan bin altıyüz, ikibin, ikibin dört yüz yılları artık yıl olarak düşünülemez. Bu da Greğorius takvimi reformunun son özelliğini meydana getirir. Yine bu takvim çerçevesinde MS. 325 yılında takvimin başlıca kurallarını belirleyen İznik Konsülü, Güneş Çevriminin esas alınarak mevsimlerin güneş çevrimine yerleştirilmesine karar vermiştir. İznik Konsülünün toplanmasından, 1582 yılına kadar ki fark olan 1257 yılda bu farkın on güne ulaştığı anlaşılmış, o günkü takvim gününe on gün eklenmiştir. Böylece Roma’da 4 Ekim 1582 Perşembe gününü doğrudan doğruya IS Ekim Cuma gününe bağlama kararı alınmıştır. Bu sayede hafta içinde günlerin sırası da değişmemiş oluyordu. İşte bu değişme ve toplantıyı (İznik Konsülü) düzenleyen Papanın ismine atfen, bu takvime Gregorien (milâdî) Takvimi denir. Gregorien Takvimi Fransa’da 1582 yılında kabul edilerek, 9 Aralık 1582′den hemen 20 Aralığa geçilmiştir. İngiltere 1752 yılının 3 Eylül günü kabul ettiği bu takvimle doğrudan 14 Eylül gününe geçmiştir.
Gregorien takviminde yılbaşının 1 Ocak tarihi olarak kabul edilmesi 1752 yılında gerçekleşti. O tarihe kadar 24 Aralık ile 1 Ocak tarihlere çiftyıl adı verilmekteydi.
On iki aydan oluşan miladi yılın aylarının isimleri ve bu ayların süreleri şöyledir: Ocak 31; Şubat 28, 29; Mart 31; Nisan 30; Mayıs 31; Haziran 30; Temmuz 31; Ağustos 31; Eylül 30; Ekim 31; Kasım 30; Aralık 31. Ayrıca her yıl ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olmak üzere dört mevsime ayrılmıştır. Yıl, her biri kavuşum ayının dörtte birine tekabül eden elli iki haftaya bölünmüştür.
Milâdî yılı Hicrî yıla çevirmek için önce eldeki milâdî tarihten 622sayısı çıkarılır; kalan sayı 33′e bölünür; bölüm, kalan sayıya eklenir: Hicri yıl = (Milâdi yıl-622) x 31 Bir hicri yılı milâdi yıla çevirmek için ise şu formül uygulanır:
Miladi yılı = Hicri yılı x 33 + 622
Her ne kadar miladi takvim Hz. İsa’nın doğum gününü 1 Ocak (başlangıç) olarak kabul ediyorsa da bunun kesin olmadığı bilinmektedir.
Türkiye’de Miladi Takvimi İlk olarak Osmanlı devletinde İttihat ve Terakki partisi zamanında Takvim-i Garbi ismiyle 1917′de yürürlüğe konan Hıristiyan takvimi, Cumhuriyetin kurulmasıyla gerçekleştirilen köklü devrimler sırasında resmen kabul edilmiştir. 26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı “Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili” hakkındaki kanunla, Hicri 1342 Ocak ayının ilk günü 1 Ocak 1926 olarak değiştirilmiş ve bu tarihten itibaren yeni takvim yürürlüğe girmiştir. T.B.M.M. tutanaklarında kanun şu şekilde resmilik kazanmıştır:
Kanun No: 698. Kabul tarihi: 26.12.1925. Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde resmi devlet takviminde tarih başlangıcı olarak uluslararası takvim (milâdî Gregorien) başlangıç kabul edilmiştir.
Madde 2. 1341 senesi Kânûn-i evvelinin otuz birinci gününü takip eden gün,1926 senesi Kânûn-i sânîsinin birinci günüdür.
Madde 3. Hicrî Kamerî takvim öteden beri olduğu üzere özel hallerde kullanılır. Hicrî Kamerî ayların başlangıcını rasathane resmen tesbit eder.
Madde 4. İşbu kanun neşri tarihinde muteberdir.
Madde 5. İşbu kanunun ahkâmını icraya İcra Vekilleri Hey’eti memurdur T.B.M.M. Kanunlar Dergisi, c.1 V, Atatürk İnkılâbı, Kültür Bak. Yay. Ankara 1984, s. 497).
“1927 yılından itibaren Türkiye müslümanları ve hristiyanlar halkı ilk kez ortak bir yıl hesabı kullanmaya başladılar. Aynı şekilde, yine ilk kez, birçok Türk, Avrupa âdetlerine uyarak yılbaşlarında birbirlerine iyi dileklerini ilettiler” (bk. Paul Geııtizon, Mustafa Kemal ve Uyanan Doğıı, çev. Fethi Ülkü, Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1983. s. 145. Gotthard Jaschke, Yeni Türkiye’de İslamlık, Türkçesi, Hayrullah Örs, Ankara, 1972. s. 29-30).
Cumhuriyet devrimlerinden sadece birisi olan milâdi takvimin kabulüyle Türkiye müslümanlarının bin yıllık islamî geçmişleriyle aralarına engeller konulmuş ve bundan böyle hristiyan Noel baba kültürü halk arasında yaygınlık kazanarak batılılaşma resmî devlet politikası halini almıştır. Hafta tatilleri pazar gününe alınmış,1935 yılında ise Yahudilerin hafta tatilleri olan cumartesi günleri yarım gün tatil edilmiş, 1974 yılında cumartesi tatili tam güne çıkarılmıştır. Ancak Müslümanların tatili olan cuma günleri için aynı durum söz konusu olmamıştır (Geniş bilgi için bk. Noel ve Hicri takvim
Şubat 25th, 2010 at 08:52
bu yazıyı yazanın ellerine sağlık ödevimde çooooooook yardımcı oldu
Şubat 25th, 2010 at 22:55
bu site güzelmiş hhhhheeeeeeeeeeeeeeyyyyyyyyyyy bbbbbbbeeeeeeeennnnnndddddddddeeeeeeeeeeennnnnnnn 100 puanı kaptınn hhhhhhhhhaaaaaaaaaa yineeee 4 bacak üstüne düştün
Şubat 28th, 2010 at 13:51
yha bu site guselmiş 4.sınıfa giden vr mı acaba
Şubat 28th, 2010 at 18:24
bna çok yardımcı olduğunuz içn çok teşekkür ederim çok sağolun =)))
DDDD
Şubat 28th, 2010 at 19:20
ÇoK gÜzEl BiR sİtEeeEeE
Mart 2nd, 2010 at 17:27
süper bazı şeyleri unutmuş olabilirsin ama bayabi işime yaradı teşekkürler(xd xd)
Mart 2nd, 2010 at 20:08
güzel hemde çok güzel ama keşke günümüzdeki saate olsa ama bıravooooooooooooo:))))
Mart 3rd, 2010 at 19:12
bu arada ben 4. sınıftayım
Mart 3rd, 2010 at 19:15
Melike aynı odev bendede var ve arıom hala
Mart 4th, 2010 at 18:41
çok iğrençççççç ödevime yardımcı olmadııııııııııı öööööööööööööööfffffffffffffffffffffffffffffffff
Mart 4th, 2010 at 20:01
ben bu siteyi çok sevdim
Mart 4th, 2010 at 20:04
BEN BU SİTEYİ ÇOK SEVDİM AMA BU SİTEYİ DAHA DA GÜZELLEŞTİRİN
Mart 4th, 2010 at 21:14
tmm güzel
Mart 10th, 2010 at 18:25
çok teşekür ederim istediğim herşeyi buldum.
Mart 10th, 2010 at 22:27
bence güzel
Mart 31st, 2010 at 19:29
cok beğendim harika
Mart 31st, 2010 at 19:32
harika cok güzel ben hep bu siteye girmek istiyorum
Nisan 24th, 2010 at 11:27
sağlun çok güzel bir site ama bu siteyi bulana kadar…
Nisan 28th, 2010 at 10:01
gerçekten de çok işime yarayan bir site bu siteye herkesin girmesini tavsiye ederim
Mayıs 3rd, 2010 at 08:40
bu sita cok güzel cok güzel saat cesitleri var
Mayıs 10th, 2010 at 12:52
yok
Mayıs 10th, 2010 at 12:53
la işime çok yaradı
Mayıs 10th, 2010 at 12:53
valla ok teşekkürler
Mayıs 10th, 2010 at 12:54
bence çok güzel hep bu siteye gelcem
Mayıs 10th, 2010 at 12:54
:/
Mayıs 10th, 2010 at 12:55
^:)^^
Mayıs 10th, 2010 at 13:04
çok güzellllllllllll
:D:D:D:D:D:D:D:DD:D:D:D:D:D:D:D:D:D:D:D:xD
Mayıs 10th, 2010 at 14:11
1 3 2 7 nedemek sorarsanız
Mayıs 22nd, 2010 at 12:37
çok işime yaradı