Arşivler

Türk adı nereden geliyor? Yörük ne demek? ve Köyümüz

İslam tarihi kaynaklarına göre; insanlığın ilk atası olan Hz.Adem (as) cennette yaratıldıktan sonra dünyaya gönderildiğinde, ilk olarak dünyada hazır bulduğu meyvelerle beslenmeyi, hayvanları evcilleştirerek çobanlık yapmayı, hayvanlardan süt, et,giysi üretmeyi öğrendi. Daha sonraları da tarım işlerini öğrendi. İlk insanlar olan Hz.Adem (as) peygamber ve eşi Havva’dan olan çocukları Habil ile Kabil’de çobanlık yapmayı öğrendiler. Bu asırlar boyunca insanlığın ilk mesleği olan çobanlık (hayvancılık) ve tarım işleri (rençberlik/çiftçilik) günümüzde de toplumun önemli bir kesiminin geçim kaynağı olarak sürdürülmektedir.

İslami kaynaklarda bildirilen “Nuh Tufanı” sonucunda yokolan insanlığın ikinci atası kabul edilen Hz.Nuh (as) zamanında olan tufan sona erdikten sonra boşalan bir dünyaya Nuh (as) gemisinden inen insanlar dağıldılar. Bunlardan, “Türk’lerin ve Acemi’lerin(İranlı/Iraklı) atası olan “Nuh (as) üçüncü oğlu Yafes‘in, Ersesi ile evlenmesi sonucu Yedi çocuğu olmuştu.

Bunlardan;

1. Türk (Tubal/Tiros)

2. Cumer (Comer)

3.Mareh (Maday)

4.Saklep (Türsel)

5.Tiros

6.Huan

7.Huşal (Meşek)

En büyük oğlu Türk,akıllı, zeki, kahraman, mert ve merhametli bir insandı. Bu oğlu korkusuz, dağları iyi bilen, bileği bükülmeyecek kadar güçlü/kuvvetli olduğundan, soyundan orta asya bozkırlarında hayvancılıkta çok ileri başarılar elde eden cengaver bir kavim türemişti. Comer ise, küçük boylu ve çekik gözlü, çok çalışkan ve hareketli bir yapıda idi, Çin bölgesinde soyunu devam ettirmiş, onun nesli de japon adalarına kadar ulaşmıştı. Diğer oğulları Karadenizi doğudan dolaşarak Urallara, Rusya içlerine ve Sibiryaya kadar gidenler olmuştu. Nuh (as.) ikinci oğlu Ham ve soyundan gelenler, Mısır’dan Afrika içlerine doğru ilerlemişler, Ham’ın oğlu Küş Babil bölgesinde kalmış, soyundan Nemrutlar, Habeşliler,Hintliler türemiş. En büyük oğlu Sam ise, Nuh (as.) yanında Basra Körfezi civarında yerleşmiş, orada Arap yarımadası ve Yemen tarafına doğru dağılmışlardır. “(Pey.Tar.A.C.Akıncı C.2 S.24)

Türk ve oğullarının soyundan gelenler İran,Azerbaycan ve Ortaasya bögesinde muhteşem devletler kurdular.Bunlardan; Uygur Hanlığı, Büyük Hun İmparatorluğu, Altınordu Devleti, Akkoyunlular Devleti,Karakoyunlular Devleti, Harzemşahlar, Akhunlar, Moğol İmparatorluğu, Sasani İmparatorluğu,Büyük Selçuklu İmparatorluğu Anadolu Selçuklu Devleti, OSMANLI İMPARATORLUĞU ve Türkiye Cumhuriyeti olarak tarih sahnesindeki yerlerini almışlardır,kıyamete (dünyanın sonu) kadar da almaya devam edeceklerdir.

Türkler temel geçim kaynakları olan hayvancılık nedeniyle birbirleri ile otlak mer’a yüzünden zaman zaman kardeş kavgaları çıkmış olsa da, esareti hiç kabullenmemişler, devletsiz yaşamamışlar, kimsenin himayesine girmemişlerdir.

Türk soyundan gelenlere diğer kardeş milletler tarafından, Güçlü/Kuvvetli Adam anlamına gelen Türkmen, orta asyanın steplerinde iyi at koşturmaları, geçim kaynakları olan hayvan yetiştirciliği nedeniyle sabit bir yerde kalamayıp, davarlarının rahatını düşünerek sürekli iyi otlaklar ve yayla ortamı aramaları gerektiğinden göçer oba YÖRÜK denilmiştir.

Yörükler, kurdukları devletlerde yerleşik hayat yanında kışla ve yayla yaşantısını da sürdürmüş, gerek orta asya içlerine kadar uzayan dağılmalarda, gerekse Karadenizin üst kısımlarından Ural dağları ve Kırım üzerinden Avrupa içlerine kadar ilerlemişlerdir. Orta doğu ve basra körfezi tarafına ilerleyen türk boyları arasında daha sonraları Adıyaman/Urfa yöresinde Nemrutlar ve onlarla nübüvvet mücadelesine giren İbrahim (as) ın o bölgeden ayrılarak Hicaz bölgesine gittiği, hayvancılıkta çok zengin olup davar sürülerine bekçilik yapan çoban köpeklerinin tasmalarının dahi altından olduğu rivayet edilmektedir.

Mısır üzerinden Nil nehri ve kuzey afrikaya ilerleyen Samiriler soyundan Yakup (as) (diğer adı İsrael) ve oğullarından Yusuf (as) nübüvvet mücadelesini sürdürmüş, Mısır medeniyetinin temelleri onlar tarafından atılmıştır.

KARAKEÇELİ NE DEMEK, KARAKEÇELİLER KİMLERDİR ?

sonra o kadar çok otlak ve mera yüzünden çıkan kardeş kavgaları sonucunda düşmanlıklar oluşmuş, kendi aralarında farklı guruplara ayrılmışlar,anlaşabilenler bir tarafa anlaşamayanlar bir başka tarafa ayrılmışlardır. Yeni kavgalara meydan vermemek için farklı obalar biribirlerinin bulunduğu bölgelere girmemeye özen göstermişlerdir. Bu Oba guruplarından asıl olan obanın otağları (çadır) karakeçi tüyünden dokunarak elde edilen ÇUL‘lardan yapılırdı. Karakeçi kılından yapılan otağlarda, ateş ortada yanar, tepedeki delikten dumanı çıkar, hava sirkülasyonu ile sürekli otağın temiz oksijen alması sağlanırdı. Yerler Koyun yününden, kök boyalarla boyanarak yapılmış rengarenk halılar, halı işlemeli yastıklar, yünler sıkıştırılarak elde edilen keçeler serilerek oturulurdu. Bey otağının üzerinde siyah koyun yününden yapılmış ayrı bir keçe olurdu.

Çeşitli nedenlerle (Mer’ kavgaları, kız alıp/verme, mal alım/satımı gibi) arası açılan yörük beyleri obadan ayrılır, birbaşka yere otağını kurar, bey otağının üzerine de ayrıldığı obadan farklı olsun diye kırmızıya boyanmış keçe koymaya başlamışlardı. Şunu da belirtelim ki; yörüklerde miras kavgası olmazdı, zira tarımla uğraşmadıkları ve toprak/arazi ekip biçmedikleri için belli bir yöreye bağlı kalmazlar, davarlarının rahatı ve gelişmesine göre yer değiştirirlerdi. Asıl KARAKEÇELİ, ayrılan Oba ise KIZIL KEÇELİ olarak, ayrışmada sembol olarak kullanılmaya başladı.

Bir Yörük obası mevsimine göre mer’a değiştireceği zaman öncü keşifler yaparak yer tesbiti yaptırırdı. Karakeçeli Obasının gözcüleri, görünmeden keşif yaparlar, bu gidecekleri ve oba kuracakları yerde, yayla boş ise veya önceden yerleşmiş Karakeçeli bir oba varsa tereddüt etmeden yakınına obasını kurardı. Eğer önceden yerleşmiş Kızılkeçeli bir oba otağı varsa, aralarında anlaşmazlık ve kavga çıkarmamak için kendine başka bir otağ yeri aramaya devam ederdi. Kızılkeçeli obası için de bu kural geçerli idi.

Tarihçi Prof. Halil İnalcık: “Söylenceler, gerçeğin başka bir şekilde ifadesidir” der.

Böyle düşünmeyin!.

Osmanlı İmparatorluğu’nu kuranların soyundan gelen insanlarsınız. Bu, insana ancak gurur verir. Koca devletin temel direği oldunuz. Bununla övünün”.

Köyün ilk olarak neden burada kurulduğu anlaşılıyor! Köyün Ahmet Vefik Paşa tarafından iskan edildiğini söylüyor, ancak yılını bilmiyor! Eski kayıtlarda, köyün kuruluş tarihi 1851 olarak geçiyor. Bu yıllar padişah Abdülmecid devrine rastlıyor!

Bunlar o yıllarda yazı Domaniç’in Tevlez yaylasında geçirirler. Kışın ise şimdiki bulundukları yere dönerlerdi. Domaniç çevresinde hala akrabaları vardır. Şenlikler sırasında, Domaniç’e bağlı Fındıcak Köyü’nden gelen Ali Güngör adındaki bir akrabaları ile tanışma fırsatı buldum.

91 yaşındaki Ayşe Bozdemir adlı yaşlı kadın da buraya, yıllar önce Fındıcak’tan geldiğini söyledi.

Köyün bulunduğu yer ve çevresindeki binlerce dönümlük ormanlık arazi, İstanbul’da yaşayan bir Karakeçili büyüğün yardımlarıyla, padişah fermanıyla köye tapulanmış. Bu tapu, şimdiki köy odasında saklanıyor.

Buraya ilk yerleşenler; Ballıoğlu, Alabaşoğlu ve Esseoğlu obaları. O zamanlar bu obaların reisi İbrahim Kahya’dır. Köyün kurucusu olarak da bu kişinin adı geçer. Esseoğlu’nun, Katrancıoğlu diye anılan bir üvey kardeşinin bulunduğu söylenir.

1940 yılında köye gelen Araştırmacı Yazar Ali Rıza Yalgın’a rehberlik eden ve bilgi veren M. Ali Aybey, (mollaca) o zamanlar köyün imamlığını da yapmaktadır. Yine bu araştırma yazısında adı geçen 110 yaşındaki Havva Ana ise Esseoğulları’ndandır.

Günümüzde Çeki Köyü adeta terk edilmiş bir durumda. Eski çatma evler bakımsız ve harap. Köyde sadece yaşlılar kalmış. Bunlar da 42 hane kadar. Geçimlerini daha çok küçükbaş hayvancılık yaparak sağlıyorlar. Halı kilim dokuyan da pek kalmamış. Ekonomik nedenlerden dolayı gençler Orhaneli ve Bursa’ya göç etmişler. Köye dönmeye de pek niyetleri yok gibi!..

Çekili gençler ya okuyup meslek sahibi olur ya da okumayıp çobanlık yapmak zorundadır. Başkaca seçenekleri yok! Çünkü tarım yapmaya uygun arazileri de bulunmuyor. Dağ, tepe orman…

Çeki köyünde öğrenci olmadığı için okul kapatılmış. Taşımalı eğitim gören de yok. Anlaşılacağı gibi gençler köyden tamamen kopmuş. 1940’ta 45 hane ve 196 nüfusa sahip bulunan köyde, bugün de aşağı yukarı aynı sayıda insan yaşıyor. (42 hane) Artan nüfus kentlere gitmiş!. Buna rağmen, birkaç kararlı insan, köyünü, kültürünü ayakta tutmaya gayret ediyor. Baba ocağı sönsün istemiyor…

Halil AYDIN

Powered by

6 Responses to “Türk adı nereden geliyor? Yörük ne demek? ve Köyümüz”

  1. Recep KARATEKE Says:

    YÖRÜKLERİN ÖRF VE ADETİNİ BULUP RESİMLERİNİ GÖRÜNTÜLEMEK VE YÖRÜKLERİ BİRBİNE KAYNAŞTIRMAK(YÖRÜK OLAN HERKEZE BEN YÖRÜĞÜM DEDİRTTİRE BİLMEK)

  2. uğur yörük Says:

    araştırmalarınız için öncelikle teşekkür ederim..
    yazı diziniz gayet güzel biz yörüklerin nerelerden geldiği neden yörük dendiği…ancak yörüklerin günümüzde nerelerde yaşadıkları efelerle herhangi bir kültür paylaşımının olup olmadığını da sitenize eklemenizi rica ederim

  3. DERYA Says:

    EMEGI GECEN TÜM HERKESE YÜREGINE SAGLIK::
    ALLAH RAZI OLSUN ARASTIRMALARINIZ VE BIZI BILGILENDIRDIGINIZ ICIN.

    BEN DE MANISA ALASEHIRiN YENIKÖYÜNDENIM YÖRÜGÜZ.
    MALESEF BANA NERDEN GÖC ETTIGIMIZI VE ATALARIMIZIN SOYUNU ANLATACAK BÜYÜKLERIMIZ HEP ÖLDÜ.
    EMEKLERINIZ ICIN TESEKKÜR EDER
    SAYGILARIMI SUNARIM.

  4. DERYA Says:

    EMEGI GECEN TÜM HERKESE YÜREGINE SAGLIK::
    ALLAH RAZI OLSUN ARASTIRMALARINIZ VE BIZI BILGILENDIRDIGINIZ ICIN.

    BEN DE MANISA ALASEHIRiN YENIKÖYÜNDENIM YÖRÜGÜZ.
    MALESEF BANA NERDEN GÖC ETTIGIMIZI VE ATALARIMIZIN SOYUNU ANLATACAK BÜYÜKLERIMIZ HEP ÖLDÜ.
    EMEKLERINIZ ICIN TESEKKÜR EDER
    SAYGILARIMI SUNARIM.

    DERYA YANIKER

  5. betül Says:

    ay ay köyüme bak ne güzel

  6. levent ekmen Says:

    ben Elazığlıyım. bilirmisiniz ki karakeçelinin en büyük kollarından biri de elazığdadır. burada çarsancaklı(4 sancak) olarak bilinireler. zaten çekik-badem göz yapısına bakıldığında hemen yörük oldukları anlaşılır. Araştırmalarımız sonucunda 15 yy da padişah fermanıyla şöyüt çivarından gelip bu bölgeye yerleştikleri görülüyor.20 yy kadar padişah sarayına asker vermişiz.saygılar

Yanıt vermek için